Sevgilim. Nasıl isterdim bilemezsin şu an yanında olup her şeyi sana anlatmayı ve defalarca özür dilemeyi. Ne kadar oldu ben gideli bilmiyorum. Kim bilir ne kadar bensiz bıraktım seni… Sensiz kalmanın yarısı kadar zorsa bensizlik; beni ömür boyu affetmesen yeridir. Ama yine de hep diledim affetmeni. Anlatabilmemin bir yolu olsaydı, inan denerdim, cevapsız bırakmazdım, ama bir yol bulamadım buna. Tek bildiğim yanında kalsaydım daha kolay olmayacaktı. Kıyamadım sadece kıyamadım. Bana sordun ya: ‘Gitmeye cesaretin var mı?’ diye; kalmaya cesaretim olsaydı bir an olsun ayırmazdım yanağımı göğsünden… Göğsün; cennetin provasıydı işte. Ben kızamıyorum sen de kızma hayata, kapatma kapılarını. Biliyorum sevmek kolay herkes için; ama hiç yaralanmamış gibi sevmek ne kadar zor aslında. Sadece bunu istiyorum senden. Ne kıyas, ne kin, ne beklenti olsun hayatında, ilk defa aşık oluyormuş gibi sev. Nasıl seveceğini zaten ben öğretemem sana, en iyi yaptığın şey bu çünkü. Bari sözümü tutabilseydim, hani kırk beşimde alıcaktım ya seni… Veda etmek için yazmıyorum bunları veda edecek cesaretim olsaydı bunu karşında yapardım. Aklının köşesinde olmak değil niyetim, sadece gülümse arada, benim köşem orda gizli çünkü, öpmeye doyamadığım dudağının köşesinde sakla beni. kendime iyi bak.
“Bir şey içime oturmuş kalmıştı.Yok olmak. Toz olmak istiyordum. Varlığım orada olmamalıydı. Gelip beni alsalardı. Uzaydan ya da bir yerlerden gelselerdi. Sessiz sedasız kaybolsaydım.”
Cemal Süreya’nın deyimiyle “Bu dünyayı başka bir dünyanın bekleme odası gibi gören” Nilgün Marmara, 30 yıl önce bugün, kendi isteğiyle aramızdan ayrıldı.
‘Çok yalnızım, mutsuzum
Göründüğüm gibi değilim aslında
Karanlıklarda kaybolmuşum
Bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandır
Aradıkça batıyorum karanlık kuyulara
Kimse duymuyor çığlıklarımı
Duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor
Bense insanların bu ilgisizliği karşısında ilgiye susamışım
Ümidimi yitirmişim
Biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim
Arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye
Veda edeceğim. ’
yarının hiçlik olması tehtidiyle mutlu olamam ve olmayacağım derin bir hareket bu…
bu yüzden beni acı çekmem ve yok olmam için,fikrimi sormadan ve küstahça var eden ve bu doğayı su götürmez davacı,savcı ve davalı rolümle kendimle birlikte mahkum ediyorum doğayı yok edemediğim için de sadece kendimi yok ediyorum hiçbir suçlunun bulunmadığı bir acımasızlığa katlanmaktan bezmiş olarak*
Sevgilim Her gün kötücül bir düşü kurmak ve onu taşımak artık kılgıyı gerektiriyor. Sana böyle bir yük bırakmak istemezdim ama sen akıllı ve güçlüsün, çabuk unutursun. Bu durumdan kimse kimseyi ya da kendini suçlu, sorumlu saymasın, çünkü suç yok. Yalnızca ırmağın akışına bir müdahele söz konusu! Her anın niye'sini sorgulayan bir varlığın saygısızlığını yok etmek için kararlaştırılmış bir eylem bu! Çocukluğun kendini saf bir akışına bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte! Bu tükenişle hiçbir yeni yaşama başlanamaz, bu nedenle tüm sevdiklerime elveda diyorum. Ben'i bağışlayın! Bunu en çok annemden, babamdan ve Kağan senden diliyorum. Dostlarımdan da! Nilgün Marmara Önal Seni hep sevdim Kağan! Hoşçakalın! P.S.1 Cenaze töreni istemiyorum, mümkünse yakınız lütfen! P.S.2 Kuşlar ölünceye kadar iyi bakınız onlara 3 Sahneden çekilirken yaşamıma karışmış herkesi selamlıyorum 4 Kağan arzu ederse ileride, daktiloya çekilmiş şiirleri bastırabilirsin